dimanche 15 mars 2009
SALUT L'ARTISTE repose en paix
Paroles et musique: Gérard Manset, 1974
Il voyage en solitaire
Et nul ne l'oblige à se taire.
Il chante la terre.
Il chante la terre
Et c'est une vie sans mystère
Qui se passe de commentaires.
Pendant des journées entières,
Il chante la terre.
Mais il est seul.
Un jour,
L'amour
L'a quitté, s'en est allé
Faire un tour de l'autre côté
D'une ville où y'avait pas de place
Pour se garer.
Il voyage en solitaire
Et nul ne l'oblige à se taire.
Il sait ce qu'il a à faire.
Il chante la terre.
Il reste le seul volontaire
Et, puisqu'il n'a plus rien à faire,
Plus fort qu'un armée entière,
Il chante la terre
Mais il est seul.
Un jour,
L'amour
L'a quitté, s'en est allé
Faire un tour de l'autre côté
D'une ville où y'avait pas de place
Pour se garer
Et voilà le miracle en somme,
C'est lorsque sa chanson est bonne,
Car c'est pour la joie qu'elle lui donne
Qu'il chante la terre.
dimanche 8 mars 2009
L'histoire de la Journée internationale de la femme
*Cliquez sur l'image
La journée internationale de la femme, officialisée en 1977 par les Nations Unies, est là pour nous rappeler ces victoires mais aussi pour nous inviter à réfléchir sur la condition de la femme dans le monde entier.
L'histoire de la Journée internationale de la femme en un siècle, les femmes ont conquis l'égalité juridique et législative dans la plupart des pays du monde. Reste à conquérir l'égalité dans les faits. La journée internationale de la femme, officialisée en 1977 par les Nations Unies, est là pour nous rappeler ces victoires mais aussi pour nous inviter à réfléchir sur la condition de la femme dans le monde entier.
C'est l'occasion idéale de dresser le bilan des progrès accomplis en vue de promouvoir l'égalité des femmes. C'est aussi l'occasion d'identifier les difficultés que les femmes doivent surmonter dans la société et de se pencher sur les moyens à prendre pour améliorer la condition féminine.
Origines
Comme toutes les dates symboliques, la journée internationale de la femme n'a pas ses origines dans un seul fait historique. Elle symbolise, d'une part, les fruits d'un large processus de luttes, de revendications et de débats et, d'autre part, les parcours silencieux des millions des femmes dans le monde entier.
La référence historique principale de la journée internationale de la femme remonte aux grèves ouvrières déclenchées en 1857 et 1911 à New York alors que les travailleuses du textile protestaient contre leurs piètres conditions de travail. Un événement, en particulier, aurait marqué fortement les manifestations : le 25 mars 1911, un groupe de travailleuses qui manifestait dans une usine de textile à New York, trouve la mort lors d'un incendie. Elles n'ont pas pus échapper à temps. Les portes étaient fermées pour que les travailleurs ne sortent pas avant la fin de la journée de travail.
Une autre référence historique importante c'est la IIe Conférence Internationale des femmes socialistes, en 1910, à Copenhague, au Danemark. La leader socialiste allemande, Clara Zetkin, a proposé la création d'une journée internationale de la femme, afin de reconnaître les luttes menées par les femmes partout dans le monde.
Une autre référence intrigante concerne la liaison entre la date du 8 mars et la participation des femmes ouvrières à la Révolution Russe. Le 23 février 1917, date du calendrier russe, ou le 8 mars dans le calendrier grégorien, des femmes travailleuses sont sorties dans les rues pour déclencher une grève générale que, plus tard, s'aurai insérer dans des actions révolutionnaires qui ont inauguré la Révolution Russe.
En 1977, soit deux ans après l'année internationale de la femme, les Nations Unies ont adopté une résolution invitant les pays à consacrer une journée à la célébration des droits des femmes et de la paix internationale. Le 8 mars est ainsi devenu cette journée de reconnaissance dans de nombreux pays.
source : http://portal.unesco.org/shs/fr/ev.php-URL_ID=4008&URL_DO=DO_TOPIC&URL_SECTION=201.html
samedi 28 février 2009
mercredi 14 janvier 2009
mardi 13 janvier 2009
lundi 12 janvier 2009
KARAR
Umutsuzluk, kaybetmenin verdiği ızdırap, son nağmeler şarkısını hatırlatan melodilerin, daha da pekiştirdigi hüzün, boşluk; içine alıp yutabilen boşluk, uçsuz bucaksiz, sonu başı belli olmıyan, sınırsız yalnızlık… Sonra, bir yerlerden kendini hissettirmeye çalışan, su üstüne çıkmaya çabalayan duygular.Yaşanmış anıların, güzel anların, tılsımlı sözcüklerin kullanıldığı, manalı, yumuşacık, ince hislerin yoğurduğu cümlelerin kıpırdanışı ve kararsızlık ! Yüreğin şüpheye düştüğü an !
Sorular, suallerde başladımı; umutların ve beklentilerin gerçekleşme oranının hafiflediği, gitgide, yavaş yavaş, tatlı hayallere daldırdığı gibi, inceden inceye geldiği gibi giden, "O" an! Güven vermek ve güven almak ! Bütün sorun burada. Ama, ne yazık ki, yazıldığı gibi iki kelimede bitmiyor. Güven nasıl alınır, nasıl verilir? Yine sorularda noktalanıyor. Oysa; güven ne verilir, nede alınır. Yalnızca kazanılır ! Evet; kazanılır! Yaşanılan, paylaşılan acı, tatlı, hoş, sıkıntılı, karamsar tecrübelerle…
Güven; hayatın her safhasında hazırladığı suprizler sırasında yapılan, verilen, söylenilenlerle kazanılır. Belki yavaş yavaş mayalanarak, belki birden, belki de uzun uzun, sindire sindire yerleşir yüreklere ve usul usul oluşur .
Kaybetmesi çok kolay, ama kazanması çok zordur, hele kıvamında tutulması, bayağı bir çaba gerektirebilir. Güveni beslemek, büyümesine yardım etmek lâzımdır. Ne yazık ki ; yapmacıkla, hileyle, yalanla sakat beslenmiş güven, yaşayamaz ; ölüme mahkumdur. Yavaş yavaş, usul usul ölürken, diğer duyguları da zehirler, akibinde götürür. Hastalık halini aldığında, bütün yaşanmış güzellikler, hoş anlar, mutluluk dolu gülümseyişler, dizi dizi mısralar, güvensizligin gölgesinde; bitmeyen tükenmeyen sorulara maruz kalırlar. Bir an gelip tamamen, içerikleri değişmiş bir şekil aldıklarında, kolaylıkla sarfedilen zehirli oklara dönüşürler. Acı vermek için kullanılacak sözcükler, kalpten gelen haykırışlarda; verdikleri acıyı, yürek yanışını, kahrolmanın verdiği çaresizlik patlamalarında; volkandan fırlayan lavlarin yakıcılığıyla akar gider. Durdurulamaz artık; yanar, akar, yakar gider.
Ta ki boşalana, bitene ve uyuşuncaya kadar. Yine yalnızlık, boşluk, hissizlik, bitkinlik, uyuşukluk… Ve karar !
Işte burada duralım; çünki ben karar veremedim, aldığım, içinde yaşadığım, yıprandığım, bittiğim halde « karar »ımı veremedim.
Verdiğimde ise alınmadı !
vendredi 9 janvier 2009
La Neige

Depuis lundi 5 janvier un gros nuage polaire est resté suspendu au-dessus de notre tête.
On a commencé par déneiger pour finir par glisser sur la patinoire!
4 jours après, la température est restée coincée dans les négatifs!
Tout les matins 15 minutes de soins intensifs pour la voiture!
Bon courage à vous toutes et tous pour ce week-end glacé que je vous souhaite de passer sous la couette.
vendredi 2 janvier 2009
5 éme élément - Le fameux opéra de la Diva
jeudi 1 janvier 2009
mercredi 31 décembre 2008
Retrouvez votre galerie sur Facebook
Ainsi vous pourrez commenter, discuter entre vous de tout et de rien, d'art, de photo, de poésie...
Venez nombreux sur le groupe de la galerie de Nüket
dimanche 28 décembre 2008
dimanche 21 décembre 2008
YILBASI HAZIRLIKLARI

Sizlere sesleniyorum : Muhim degil, gerçekten muhim degil!
Cagdaslasmak, ilerlemek adini koydugumuz ama gerçek anlamini unuttugumuz su günlerde, etrafimizda her zamanki gibi büyük bir ticari kazanca dayanan kampanya yine gündemde. Yine diyorum, çünki senenin birçok günü bu amaçla kapildi bile : Yilbasi, sevgililer günü, babalar günü,.. = ALISVERIS GUNU
Oysa daha birçok özellik tasidiklari ve unutulmamalari ve birlik olabilmemiz için adlandirilmis günlerimiz, haftalarimiz var : Atatürk haftasi, Avrupa günü, bilim ve teknoloji haftasi, birlesmis milletler günü, camiler haftasi, cumhuriyet bayrami, cüzzam haftasi, çanakkale zaferi, deprem haftasi, dünya çevre günü, dünya çocuk günü, çiftçiler günü, aids günü, hemsireler haftasi, insan haklari haftasi, kanser haftasi, insan haklari haftasi, uluslararasi irk ayrimi ile mucadele günü, yangindan korunma haftasi, yaslilar günü, Türk büyükleri günü, orman haftasi, ögretmenler günü, trafik haftasi, tutum yatirim ve Türk mallari haftasi, hava sehitleri günü, hayvanlari koruma haftasi...Bu degerli günlerimizde "Ticari kampanya"ya yenik düsmeden, neyi ne için kutladigimizi hep hatirlayalim.
Niçin kendimizi bu reklamlara kaptiriyor ve elimizde kalan son kuruslari (artik kurus diye birseyde kalmadi ya!) elimizden kaptiriyoruz. Evet bir çogumuz çocuklarimizin boynu bükük kalmasin, ailece geçirecegimiz bir aksam.. gibi özürlerle "üzüm üzüme baka baka kararir" hesabi bu ticari amaçli kampanyaya katiliveriyoruz.
Uyanalim artik, herkesi memnun etmeye çalisan, sadece kendini aldatir, bunun bir sonu yok diye düsünüyorum.
Bence en önemli olan; saglik sihhat dolu, sevdiklerimizle, yakinlarimizla, ailemizle geçirecegimiz mutlu, umutlu, kahkaha dolu saatlerdir. Ailecek hazirlanacak bir tepsi börek ve bir kazan ayran; senelerce yilbaslarinda karnimi sevinçle doyurdu, seven bir kisinin elinden çikmis örgü bir kazak, karakalem bir resim, beni, aldigim bir çok pahali hediyeden daha fazla sevindirdi. Hala bu resmi sakliyorum ve her yilbasinda çocuklarima anilarimi anlatma nedenim oluyor, ailemle sobanin etrafinda oynadigimiz tombala partileri cabasi..
Teknolojinin hizla ilerledigi, bilgisayarlarin evimizde bas koseye yerlestigi günümüzde; beyin yikayici bu kampanyaya elimizden geldigince kendi amaç ve fikirlerimizi kullanarak karsi koyalim.
-3 gün ve NOËL Bayrami
Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde İsa'nın doğumunun kutlanıldığı Hristiyan bayramı. Ayrıca Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş veya Milât Yortusu olarak da bilinir.
Noel, her yıl dünyadaki Hristiyanların çoğunluğu tarafından 25 Aralık'ta kutlanır. Kutlamalar 24 Aralık'ta Noel arifesiyle başlar ve bazı ülkelerde 26 Aralık akşamına kadar devam eder. Ermeni Kilisesi gibi bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jülyen takviminde 25 Aralık'a denk gelen 7 Ocak'ı Noel olarak kutlarlar. Hristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde pratik olarak Noel tatili yılbaşı tatiliyle birleştirilir.
Bazı Ortodoks kiliselerinin Noel'i Jülyen takvimine göre kutlamasının nedeni, şu an kullanılan Gregoryen takviminin Katolik bir din görevlisi olan Papa XIII. Gregory tarafından düzenlettirilmiş olmasıdır. Noel'i şu anda 7 Ocak'ta kutlayan Ortodoks kiliseleri 2100 yılından itibaren 8 Ocak'ta kutlamaya başlayacaklardır.
Kaynak : Wikipedia-3 jours et c'est NOËL

Noël est une fête chrétienne célébrant chaque année la naissance de Jésus de Nazareth, appelée Nativité.
Sa célébration à la date du 25 décembre a été fixée tardivement dans l'empire romain d'Occident, vers le milieu du IVe siècle. La royauté du Christ n'étant pas de ce monde, certains comme Origène (milieu du IIIe siècle) refusent de célébrer cette naissance ainsi qu'on le faisait à l'époque pour un souverain temporel (roi, empereur, pharaon,reine). Avant de la placer à la date d'une célébration solaire liée au solstice d'hiver plusieurs dates furent proposées : 18 novembre, 6 janvier... Le 25 décembre marquait depuis Aurélien (v.270) l'anniversaire du Sol Invictus et de la renaissance annuelle de Mithra. Pour des raisons symboliques, et dans un souci de christianiser les anciennes fêtes païennes, cette date fut progressivement étendue à tout l'occident latin. Les Églises orthodoxes, qui suivent le calendrier julien, célèbrent Noël le 6 janvier, mais seule l'Église Arménienne a conservé la date précise du 6 janvier comme jour de la fête de Noël.
Constituant avec Pâques une des grandes fêtes chrétiennes, Noël s'est progressivement chargé de traditions locales, mélanges d'innovations et de maintien de folklore ancien, au point de présenter l'aspect d'une fête profane populaire possédant de nombreuses variantes, dans le temps comme dans l'espace. L'association de la mémoire d'une naissance a facilité la place centrale prise par la famille dans le sens et le déroulement de cette fête. L'Église catholique romaine insiste par exemple sur cet aspect depuis l'instauration en 1893 de la fête de la Sainte Famille, le dimanche suivant le 25 décembre. Les cadeaux, sous forme d'étrennes, semblent être une réminiscence des cadeaux effectués lors des fêtes saturnales de décembre (strenae).Le don est présent dans de nombreuses traditions, comme celle de servir une repas au premier pauvre croisé au jour de Noël, ou dans l'exceptionnelle générosité des aumônes accordées aux mendiants à la sortie de l'office célébré durant la nuit de Noël. « La période de Noël, qui est très chargée cérémoniellement, possède une certaine intensité rituelle. Même si nous vivons fondamentalement dans une société marchande, il y a dans cet échange de cadeaux quelque chose qui est de l'ordre du don et qui est universel dans son principe: ils créent, maintiennent et consolident des liens; ils constituent en quelque sorte une matrice du social.»
La popularité de cette fête a fait que Noël est devenu un patronyme et un prénom.
Source : Wikipédia
dimanche 14 décembre 2008
Haydarpasa
dimanche 7 décembre 2008
L'aïd al-adha

BONNE FETE
L’Aïd el-Kebir ou Aīd al-Kabīr (en arabe عيد الكبير, signifiant littéralement « la grande fête »), est la fête la plus importante de l'islam. Aussi appelé la « fête du sacrifice » ou Aïd al-Adha (en arabe : عيد الأضحى), cet aïd marque chaque année la fin du hajj. Il a lieu le 10 du mois de Dhou al Hijja, le dernier du calendrier musulman, après waqfat Arafa, ou station sur le Mont Arafat.
Cette fête commémore la soumission d'Abraham (Ibrahim dans la tradition coranique) à Allah, symbolisée par l'épisode où le patriarche acceptait de tuer son fils Ismaël sur l'ordre d'Allah, celui-ci envoyant au dernier moment un mouton pour remplacer l'enfant comme offrande sacrificielle. En souvenir de cette soumission totale d'Ibrahim à Dieu, les familles musulmanes sacrifient un mouton ou un bélier, mais parfois d'autres animaux comme des vaches ou des chèvres, en l'égorgeant, couché sur le flanc gauche et la tête tournée vers La Mecque. après la prière de l'aïd.
Dans une partie de l'Afrique musulmane, dont le Mali, le Sénégal, le nord du Bénin, le Niger, le nord de la Côte d'Ivoire et le Burkina Faso, l’Aïd el-Kebir est nommé la Tabaski. De même, chez une partie des Berbères en Afrique du Nord, il est appelé Tafaska. En Turquie, il est appelé Kurban Bayramı[1] et dans les Balkans, Kurban Bajram.
Autrefois les Morisques réfugiés en Afrique du Nord appelaient cette fête Karnéré, le terme disparaît peu à peu au profit de la dénomination arabe majoritairement en vigueur au Maghreb, il est parfois noté sous la graphie européanisée de Carnere par de nombreux voyageurs étrangers.
Source:wikipédia
Kurban Bayrami

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Kurban Bayramı (Arapça: عيد الأضحى; 'Īd al-'Adhā, Farsça: عید قربان; Eid-e Gorbān), Müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayram. Zilhicce ayın onuncu, onbirinci ve onikinci günlerine ' Eyyâm-ı nahr ' (Kesme günleri) ve bir önceki gün olan Zilhicce ayın dokuzuncu gününe Arefe denir. Kurban Bayramı, aynı zamanda İslam âleminin her yıl Mekke'de hac farizasını ifa ettikleri vakittir.
Kurban Bayramı, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olun birçok ülkede dinî bayram olmasının yanı sıra resmî tatil ilan edilir. Ramazan Bayramı ile beraber İslam dinindeki en önemli iki bayramdan biridir.
Istılahta, yani bir İslam dini terimi olarak Kurban, Allah’a yaklaşmak ve Allah rızasına ermek niyetiyle kesilen, kurban edilen, hayvan demektir. Kur'an'da geçen İbrahim peygamber ve oğlu İsmail ile ilgili kıssadan yola çıkarak, kurban kavramı, çok daha genel bir adanmışlığı, Allah için bireyin her şeyini feda edebilecek olmasını, Allah'a teslimiyeti ve ona karşı şükür içinde olmayı ifade etmektedir. Kur'an 'da Hac Suresinde geçen şu ayet, kurbanın islam inancındaki yerini özetler:
"Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir." (Hacc 22/36;37)
Tarihçesi :
Tevrat'a göre İbrahim, ikinci oğlu İsmail'ı (büyük oğlu ishak ise bundan önce kovulmuştu) Allah'a kurban etmek ister. Ancak onun yerine bu manevi adanışın kabulü sebebiyle kendisine gönderilen bir hayvanı kurban eder. (Yaratılış: 22)
Kur'an metinlerinde bahsi geçen çocuğun "yumuşak huylu bir erkek çocuk" olmasından bahsedilip ismini belirtilmemiştir (Sâffât Sûresi: 101). Fakat genelde İsmail olarak tefsir edilir ve müslümanlar çocuğun İsmail olduğuna inanırlar.
İslami kaynaklara göre, İbrahim Peygamberin eşinin kısır olması nedeni ile bir çocuğu olmayınca (bazı rivayetlere göre 125 yıl[kaynak belirtilmeli] ) Allah'a yalvarır, dua eder. Kendisinin ve eşinin yaşlı olduğu bir zamanda mucizevi bir şekilde oğlu olur. [3] Çocuk biraz büyüdüğünde, İbrahim peygamber rüyasında onu kurban etmesi gerektiğini görür. Oğluna "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” der [4] Peygamberlerin rüyaları normal insanların rüyalarından farklı olduğundan bu bir emir olarak kabul edilmiş ve İbrahim peygamber oğlunu kurban etmeye götürmüştür [kaynak belirtilmeli]. Ancak Allah'ın emriyle bıçak çocuğu kesmez. [kaynak belirtilmeli] Bu esnada Cebrail kucağında bir koç[kaynak belirtilmeli] ile gelir. Bu imtihan [5] başarı ile geçildikten sonra tüm İbrahimi dinlerde Zilhicce ayının 10. günü aynı şekilde kurban kesilerek kutlanan bayram olmuştur. İslam peygamberi , Hac gibi terkedilen İbrahim' geleneği, tekrar hayata geçirmiştir.
Güneş doğuşudan 45 dakika sonra bayram namazı kılınır ve kurban genelde ilk gün kesilir. Kesilen kurbandan etler ile yemekler yapılarak kahvaltı edilir. Tanıdık ve akrabalar ziyaret edilir, çocuklara harçlık ve hediyeler verilir.Küçük çocuklar büyüklerinin elinden öperler,herkes birbirini ziyaret eder küslükler son bulur
Kaynak:Wikipedia
